HERŞEY REDDETMEKLE BAŞLAR...

Her şey reddetmekle başlar..  

Reddedilirsem ÖLÜRÜM!!

Yapılan araştırmalarda her 4sn’ de bir yetişkinin annesi veya babası ile ilişkisinde; kızgınlık, kırgınlık korku ve suçluluk gibi karmaşık duygular yaşadığını belirtmiştir.

  • Onun istediği gibi bir evlat değilim!
  • Ne yapsam yaranamıyorum!
  • Gerçek yüzümü bir bilse hakkını helal etmez!
  • Hep beni yanlış anlıyor!
  • Hala çocukmuşum gibi davranıyor!
  • Ona hayır demek ne mümkün!
  • Bir kere de sen beni anla!
  • Bizde ana/kız ( baba/ oğul) otursak sohbet edebilsek nerde!
  • Astı yine suratını kendi istediği olana kadar somurtur..

Bu liste uzaaarr giderrr :) 

 

Annemiz ve babamız..

En iyisi de olsa en kötüsü de olsalar, Onlar bize hayat verenler aldığımız ve yaşadığımız hayatı iyi yada kötü diye adlandırıyorsak iki sebep var bizi yetiştirenler başta anne ve baba olmak üzre anneanne babaanne ve dedeler kardeşler ve dahil olan diğer yakınlar..

Bizi nasıl yetiştirdiler?

Peki biz buna nasıl tepki verdik?

İşte tüm yaşam programımızı arketiplerimizi, bilinçaltı programlarımızı,  inançlarımızı şekillendiren iki temel soru ;)

Fırsat buldukça bu konuda yazılar ekleyeceğim. Bu gün genel olarak bir bakalım durumlara..

 

Dünyada en zavallı yavru biz insanların ki galiba :)

Çaresiz ana babaya yıllarca mecbur kalacak şekilde doğarız.. en az 15 yıl hımm 45 e kadar devam edeni de var bunun…Hakkımızı da yemeyelim şimdi bu mecburiyetimizi bilerek doğarız o nedenle bizimkilerle gayet iyi geçinmeye programlıyızdır zaten.. Özellikle de annemizle.. Memelilerde ki en önemli içgüdü ile doğar doğmaz annemize yapışırız, çünkü hayatta kalma şansımız buna bağlıdır böylesine bağlanmasak ölüp gideceğimiz için anamıza yakın olmak için her şeyi göze alırız.
 

Ailemiz; hayatta kalmamız (anne) ve güvenliğimiz (baba) için bizi “doğru” büyütmeye başlar. “doğru” davranışlar edinerek topluma uygun olmamızın terbiyesini verir. İçinde bulunduğumuz akrabalara mahalleye şehre ülkeye “ait” olmamızı sağlarlar. Örneğin dünkü Arketip Anazli çalışmamda ki geç bir hanfendinin söylediği söz: “Çok üzülmüştüm ve o gün kaldırdım isyan bayraklarını, Babaannemlerle aynı apartmandayız okulum apartmanın arkasında..
 

Mutaassıp bir aileyizdir ataerkilizdir. Babamdan çok dedem ve annemden çok babaannemin sözü geçer.. ne de olsa üst katta onlar var. Okuldan çıktım normal bir erkek arkadaşıma iyi günler dedim ve babaannem bunu görmüş babama söylemiş babam eve telefon açıp sen nasıl erkeğe selam verirsin okulun bahçesinden çıktığında kimseye selam vermek yok doğruca eve geleceksin v.s… “

 

Aslında babaannenin ve babanın verdiği gerçek tepki hani şu başta dediğimiz “ait” olmak kısmından gelmekte.. yoksa kızın verdiği selam o kadar da önemli değil.. o korkuyu tetikleyen hareket..Hem kendilerinin hem de kızının REDDEDİLMESİNE duyulan korku sosyal tecrite uğraması korkusu..Çünkü hepimiz AİT olmak isteriz. Ailemize, arkadaşlarımıza, okulumuza, dinimize, ülkemize, eşimize, takımımıza şirketimize.. Reddedilirsek ölürüz çünkü!

Bu kolektif bilinçaltından gelen bir inançtır.

 

Eskiden hayatta kalmak için bir kabileye ait olmak gerekirdi. O zamanlar yiyecek bulmak,  barınmak, hayvanlardan veya başka kabilelerden korunmak için birlik olmak şarttı. O birliğin dışına atılırsan vay haline öldün demekti.. İşte bunun için reddedilmek=ölüm bilinçaltında oluşan denkliklerden bir tanesi..Hele bir de kişi genellemeye müsait bir yapıya sahipse.Sevdiğinden ayrılanlar niye öldüm ben der  ve köprüye çıkar L  işte bunun için.. Ya da belli bir yaşa kadar evlenememiş olanlar ciddi bir ilişkisi olmayanlar niye hiç bu konularda şaka bile kaldıramazlar..
 

Reddedilmiş olan bir insanla konuşurken iki kere düşünün bir kere söyleyin benden size tavsiye.. Eşitliğin ne tarafını ağırlaştırdığınızı bilmeden konuşmak pek iyi sonuçlar vermeyebilir.. Bu ait olmak isteği her insanda o kadar güçlüdür ki her toplumda bunu gayet güzel kullanan ve yöneten çeşitli sistemler vardır. Irkçılık tan tutunda spora kadar, bankaların kart kulüp üyelikleri vs. den tutunda oturduğumuz kafelere kadar işler bu sistem.. Kısacası herkesin bir topluluğa ait olma ihtiyacı vardır ve buna atılan ilk adım anneden geçer.. Bağlanmakla ilgili sorunları halletmek için annenizle ilişkinize göz atmak gerekir..

 

Bağlandığımız ilk ve en uzun olan tek “gerçek” ilişki annemizdir. Sperm ile yumurtanın bir araya gelerek tutunduğu o ilk günden bu güne tüm bağlanışlarımızı (aşka işe eşe dosta) bu ilk örnek bağlılığın izlerini taşımaktadır.  Ve bir bağlılığı zedeleyen en önemli hareket reddetmek veya reddedilmektir. Öyleyse bu gün kocaman bir adım atalım kabul ile başlayalım ve ait olduğumuzu bilinçli olarak bilelim..

 

İşte bu nedenle dünyanın en iyi veya en kötü ana babasına sahip olsanız da yaşıyor veya ölmüş olsalar da sadece durun derin bir nefes alın ve verin... Kabul edin... Çözüm onları veya kendimizi suçlamak değil çözüm; kabul etmek kendi içimizde iki yarımız var;

%50 annemiz+ %50 babamız .= %100 SEN. 

Onları kabul ederek kendini kabul edeceksin.. Kendini kabul ettiğinde kendini seveceksin bu özgüvenini arttıracak  bu ise kendine güvenini ve işte hayat böyle başlayacak..

Gözlerinizi kapatın ve anneniz ile babanızı yan yana düşünün. Onların arkalarında kendi anneleri babaları ve onların da arkalarında kendi anneleri babaları şeklinde devam eden sonsuz köklerinizi görün hissedin

         İçinizden şu cümleyi tekrar edin:

En derin sevgimle ve saygımla sayelerinde hayatta olduğum atalarıma teşekkür ediyorum ve köklerim olduğunuz için onurlandırıyorum.. Sevgili atalarım mutlu huzurlu Başarılı bir hayat yaşamam için beni desteklediğinizi bilmek ruhuma güç katıyor teşekkür ederim.. Sevgili annem ve babam sizlerden aldığım değerli armağanımı hayatımı sevgiyle kabul ediyorum.. sizler benim için en doğru anne babasınız. Bana verdiğiniz yaşam armağanı için çok mutluyum ve size söz veriyorum sizleri mutlu etmek için hayatımı mutlulukla sevgiyle yaşayacağım.. teşekkür ederim..

Ve gözlerini açarken burnunuzdan derin bir nefes alın… ve oooohhhhh diyerek nefesini verin.. İşte böyle.. harikasın!

Sevgiyle  

Beni Arayın
.